top of page
Search

Hatırlanmak İstiyorum – Hafızası Silinen Bir Adamın Hikâyesi

  • Writer: Esra Turan
    Esra Turan
  • 2 hours ago
  • 5 min read

ree

Bazen şunu düşünüyorum:

Eğer hafızam silinse, geriye benden ne kalır?

Kimliğimiz sandığımız şey; hatırladıklarımız, unuttuklarımız, sakladıklarımızın tuhaf bir karışımı. Robotların, yapay zekânın, yasaların ve “sistem” dediğimiz o görünmez ağın her şeyi belirlediği bir dünyada, insan olmanın en kırılgan yerini kurcalamak istedim: Hatırlanma isteğini.

Aşağıdaki hikâye, hafızası silinmiş bir adam olan Berk’in, kendi hayatı üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve buna rağmen içindeki o küçük “ben buradayım” sesinin susmamasının hikâyesi.


HİKÂYE


Kafasına bir darbe mi almıştı?

Uyandığında önce soğuğu hissetti. Tenine işleyen, kemiklerine kadar giren o keskin soğuk… Gözlerini açtığında tek lambayla aydınlanan, çıplak duvarlı bir odadaydı. Sorgu odasına benziyordu. Bileklerine saplanan metal kelepçelerin soğuğu, kafasındaki zonklamayı bastırıyordu.

Karşısında oturan polis memuruna baktı. Yüzü bir insana benziyordu ama hareketleri fazlasıyla ölçülü, bakışları donuktu. Göğsündeki parlak plaka her şeyi açıklıyordu:Derecelendirilmiş özel üretim bir robot.

“Ne… oluyor?” diye sordu Berk. Kendi sesini bile yabancı buldu.

Robotun sesi, demire çarpan metal kadar soğuktu:“Yasadaki önemli bir maddeyi ihlal ettiniz. En ağır cezaya çarptırıldınız.”

Berk panikle etrafa baktı. Ne bir avukat, ne bir insan yüzü…“Neden buradayım? Ne yaptım ben? Bir yanlışlık olmalı. Hiçbir şey hatırlamıyorum!”

Robot başını hafifçe yana eğdi.“Hatırlayamazsınız. Size ait çipten hafızanızı sildik.”

Berk’in boğazı kurudu.“Nasıl yani?” diyebildi.

“Dünü hatırlıyor musunuz?”

Berk gözlerini sıkıca kapadı. Zorladıkça midesi bulandı, başı döndü, sanki beyninin içi sıkışıyordu. Bir süre sonra pes edip başını iki yana salladı.

Robot devam etti:“Hangi işi yaptığınızı hafızanızda bıraktık. Yönetim bu şekilde uygun gördü. Görevliler birazdan sizi yeni evinize götürecek. Hayatınıza sıfırdan devam edeceksiniz. Önceki hayatınız artık yok.”

“Hayır…” diye fısıldadı Berk. “Lütfen, hafızamı geri istiyorum.”

Gözlerinden yaşların aktığını fark etmedi bile. İçinde büyük, siyah bir boşluk açılmış gibiydi. O boşluğun ortasında, ince bir şerit gibi bir görüntü belirdi: Sarı saçlar… Aralardan sızan iki yeşil göz… Ona gülümsüyordu. Hatta neredeyse kokusunu duydu. Elini uzatacak gibi oldu, görüntü bir anda dağıldı. Gerisi karanlıktı.

Bir tek işini hatırlıyordu.

Robotlarla birlikte bir fabrikada bio-besin üretiyordu. Kıtlıkla böyle mücadele ediyorlardı. Topraksız yetişen bitkiler, yenebilir yosun yüzeyleri, 3D besin yazıcıları, fermantasyonla üretilen proteinler…İş yerinin konumunu, koridorları, makinelerin sesini, vardiya saatlerini net hatırlıyordu.

Ama evi? Ailesi? Bir sevgilisi olup olmadığı? Arkadaşları?

Hiçbiri yoktu.

Tek yönlü camlara baktı. Arkasında mutlaka onu izleyen gözler vardı.Kendi hayatım üzerinde hiçbir kontrolüm yok artık, diye geçirdi içinden.

Camda yansıyan yüzüne baktı. Solgun ten, renksiz gözler, çökmüş yanaklar… Bu halini daha önce görmüş müydü, bilmiyordu. Onu bekleyen, endişelenen biri var mıydı? Bir anne, bir baba… Belki eşi?Yoksa herkesin nefret ettiği biri miydi?Hiçbir fikri yoktu.

Robot elindeki dijital dokümanlara baktı, kısa bir onay verdi:“Artık gidebilirsiniz. Görevliler sizi yeni evinize götürecek. Buradaki işlemler tamamlandı.”

Berk ayağa kalkarken sanki zemin kaydı. Tam o anda yine o kadın belirdi zihninde, kısa bir şerit halinde: Ona sarılıyordu. Teninin pamuk gibi yumuşaklığını hissetti. Kulağına fısıldayan bir ses…“Merak etme sevgilim, geçecek.”

Kapıda bekleyen adam başıyla selam verdi. Sert, hareketsiz yüz çizgileri vardı. Yakasındaki amblem ve yıldızlardan, üst düzey bir dedektif olduğunu anladı.

“Merhaba,” dedi adam. “Yeni hayatınıza hoş geldiniz. Sizi yeni evinize götürmekle görevlendirildim. Gidelim lütfen.”

Berk hiçbir şey söylemeden onu takip etti. Aklında binlerce soru dolanıyor ama hiçbirine tutunamıyordu. Binadan dışarı çıkmadılar; acil çıkış merdivenlerinden yukarı tırmandılar.

Ben bu kadar önemli biri miyim? diye düşündü. Neden ana kapıdan çıkmadık? Aldığım cezaya göre olabilir…Sormamayı tercih etti.

En üstte, helikopter pistine çıktılar. Pistte son teknoloji bir hava aracı duruyordu. Bunu daha önce görmüş gibiydi ama hatırlamaya çalıştığı anda beyninde bir baskı hissetti, nefesi kesildi. Havada süzülme hissi, boşlukta asılı kalmak…İçinden bir çığlık atmak geldi.

“İyi misiniz, bayım?” dedi dedektif, kuşkuyla ona bakarak.

Berk kendini toparlamaya çalıştı.“Evet,” dedi. “Kusura bakmayın.”

Adam merdivenleri hızla çıkıp elini uzattı, Berk’i içeri aldı. Karşılıklı koltuklara oturdular. Cenk’in bakışlarındaki tuhaf saygıyı sezdi ama emin olamadı. Sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi bakıyordu.

Sessizliğe dayanamayan Berk oldu:“Mümkünse adınızı öğrenebilir miyim?”

“Tabii ki,” dedi adam. “Adım Cenk, Berk Bey. Sizinle tanışmak büyük bir onur.”

“Onur mu?” Berk kaşlarını kaldırdı. “Bayım, biliyorsunuz… Hiçbir şey hatırlamıyorum.”

Cenk kısa bir süre sustu.“Merak etmeyin,” dedi sonra. “Güvendesiniz.”

“Yani siz… bir şeyler biliyorsunuz?”

“Sadece sessiz kalmanızı ve bana güvenmenizi istiyorum,” dedi Cenk. Gözlerini ondan ayırmadan ekledi: “Söz verdim. Bu davayı çözeceğim. Bu cinayeti sizin işlemediğinizi biliyorum.”

Berk’in kalbi göğsünde bir an durdu sanki.“Cinayet mi?” diye fısıldadı. “Bir yanlışlık olmalı…”

Cenk, terlemiş alnına ve kızarmış gözlerine acıyan bir ifadeyle baktı.“Size hiçbir şey anlatmadılar, öyle mi?”

“Sanırım… hayır.”

“Bu kadar bitkin hissetmeniz normal,” dedi Cenk. “Sakinleştirici ilaçların etkisiyle yarısını hatırlıyorsunuz, yarısını hatırlamıyorsunuz. Robotlar için ne hissettiğiniz önemli değil; onlar için önemli olan tek şey, aldığınız ceza.” Dudakları gerildi. “Bizi birer mal olarak görüyorlar.”

Robotlardan nefret ettiği çok açıktı.Berk ise kendi cümlesinde takılı kaldı:“Robotlarla çalışıyordum, değil mi? Dünyayla ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum gibi…”

“Peki siz,” dedi sonra, Cenk’e bakarak, “kimin için yapıyorsunuz bunu?”

Cenk’in sesi birden yumuşadı.“Cansu için…” dedi.

Cansu.

Zihninde yine sarı saçlar, yeşil gözler belirdi. Kalbi hafifçe sıkıştı.Bir şey hissetmeliyim… diye düşündü. Bu isim bende bir şey uyandırmalı.Ama duygular sis perdesinin arkasında kalmıştı.

En iyisi beklemekti. Derin nefes alıp koltuğa yaslandı. Cenk’teki gerginlik, hava aracının içini dolduruyordu ama Berk, yine de onun kendisini gerçekten korumaya çalıştığını hissediyordu.

Geldikleri yer, büyük bir kompleksin üst katlarındaki ortak yaşam alanlarından biriydi. Ortak mutfak, standart mobilyalar, kimseye ait değilmiş gibi duran odalar… Her şey fazlasıyla düzenliydi.

En üst katlardan birinin kapısında durdular. Cenk kapıyı açıp içeri girmesini işaret etti.

“Burası sizin için ayarlandı, Berk Bey,” dedi. “Dolapta iş kıyafetleriniz, birkaç yeni kıyafet, temel eşyalar… Hazır.”

İçeri girdiklerinde Cenk kapıyı dikkatle kapattı. Cebinden küçük bir tablet çıkarıp bir tuşa bastı.

“Artık bizi kimse duyamaz,” dedi alçak sesle. “Sadece birkaç dakikam var. Lütfen oturun.”

Berk, denileni yaptı. Gözlerini Cenk’e dikti.

“Sen çok önemli bir bilim insanısın,” dedi Cenk. “Şu an dünya, senin bulduğun çözümler sayesinde hayatta kalabiliyor. Kıtlık sorununu durdurdun.”

Berk afallamıştı.“Madem öyle,” dedi, “neden böyle bir ceza verdiler bana? Bu kadar önemli olmanın ödülü bu mu? Kahpe dünya…”

Cenk başını eğdi, sonra tekrar baktı.“Birini korudun,” dedi. “Çok sevdiğin birini.”

“Cansu mu?”

Cenk başını salladı.“Hayır. Başkası.”

Berk’in içi buz kesti.“Cinayeti… o mu işledi?”

Cenk derin bir nefes aldı.“Evet,” dedi. “O işledi. Sen cinayeti üstlendin ama onun kendini öldüreceğini bilmiyordun. Robotlar seni tamamen yok etmek istemedi. Onun yerine kişisel hafızanı sildiler. Böylece senden faydalanmaya devam edebilecekler. Onlar için çok değerlisin. Önemli bir malsın.”

Berk alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.“Yani bir robot gibi…” dedi. “Sadece işimi yapayım diye hafızamı sıfırladılar. Belki yine birileriyle tanışırım. Restart gibi…”

Cenk sessizce onu izledi.“Dostum, normalde beni tanıyorsun,” dedi. “Ama bunları sana söylemeye cesaret edebilecek tek kişi ben olacağım. İnsanlar korkuyor. Ceza almamak için sana hiçbir şey anlatmayacaklar. Sana gerçekten yeni tanışmışsın gibi davranacaklar.”

“Peki…” Berk’in sesi titredi. “Cansu… yaşıyor mu?”

Cenk’in yüz ifadesi, cevaptan önce her şeyi söylemişti aslında.

“Öldü,” dedi. “Robot karşıtıydı. Yakalandı. Sonra… kendini öldürdü. Sanal âlemde yaşadığını sanıyordu. Elinizden geleni yaptınız.”

Berk bir süre duvara baktı.“Siz tanıyor muydunuz onu?” diye sordu.

“Sizden dolayı biliyordum,” dedi Cenk. “Herkes biliyordu.”

“Çocuğumuz var mıydı?”

“Hayır,” dedi Cenk. “Yoktu.”

“Peki…” Berk güçlükle yutkundu. “Ben robotları sever miydim?”

Cenk acı bir tebessümle cevap verdi:“Severdin. O nefret ederdi. Ama bunu tam olarak, cinayet işlediğinde anladın.”

Sessizlik, odanın duvarlarına çarptı. Bilmemek ne garipti… Yeniden doğmuş bir bebek gibiydi Berk, ama kendi isteğiyle değil, başkalarının kararıyla. Programlanabilir bir insan…

İçinde bir şey yanıp sönüyordu. Kimliği elinden alınmış birinin intikam isteği miydi bu, yoksa isimsiz bir öfke mi?İnsan, yaşadıklarını bilmediği bir dünyada nasıl hayatta kalır? diye düşündü.

“Hatırlanmak istiyorum,” diye fısıldadı sonunda.

Cenk bu cümlenin ağırlığını iliklerine kadar hissetti. Gözlerinin önüne yeniden Cansu geldi; Berk’in anlattığı gibi, ince bir şerit gibi: Sarı saçları omuzlarından dökülüyor, yeşil gözleri gülüyordu.

Sanki o da, çok uzaktan, aynı cümleyi tekrarlıyordu:

“Hatırlanmak istiyorum…”

Kısa Kapanış

Bu hikâyeyi yazarken en çok takıldığım yer, Berk’in o son fısıltısıydı:

“Hatırlanmak istiyorum.”

Belki de en büyük korkumuz hafızamızı kaybetmek değil;kimsenin yanında iz bırakmamış olmak.

Senin hafızan silinseydi,

  • Geri almak isteyeceğin tek an ne olurdu?

  • Nasıl hatırlanmak isterdin?

Yorumlarda konuşalım. 💬✨

 
 
 

Comments


bottom of page